Atbiktisadi ekibi olarak bugün 31 çekmenin anlamı nedir konusunu hem kolay hem de detaylı biçimde anlatıyoruz.
31 Çekmenin Anlamı Nedir? Etik, Bilgi Kuramı ve Ontoloji Üzerinden Felsefi Bir Sorgulama
Bir insanın kendi bedeniyle baş başa kaldığı sessiz bir anda yaptığı bir davranış, gerçekten yalnızca bedensel bir davranış mıdır? Yoksa bedenin içinde gerçekleşen şey, zihnin, toplumun, arzunun, alışkanlıkların ve kişinin kendisi hakkındaki düşüncelerinin de bir ifadesi midir?
Belki de felsefenin en ilginç tarafı burada başlar. Gündelik hayatta üzerine fazla düşünmeden kullandığımız bir ifade —“31 çekmek”— bir anda şu soruları önümüze bırakabilir: Arzu nedir? Haz iyi bir şey midir? İnsan kendi bedenine karşı nasıl bir sorumluluk taşır? Bir davranışın anlamını onu yapan kişinin niyeti mi belirler, toplumun ona yüklediği anlam mı? Ve daha da önemlisi, kendi deneyimimiz hakkında gerçekten ne kadar doğru bilgiye sahibiz?
“31 çekmek” Türkçede erkek mastürbasyonunu ifade eden argo bir deyimdir. Felsefi açıdan ele alındığında ise konu yalnızca cinsel boşalma değildir. Mastürbasyon; beden, haz, mahremiyet, özne olma, irade, alışkanlık, toplumsal normlar ve kişinin kendisiyle kurduğu ilişki üzerinden incelenebilir.
Felsefenin etik, bilgi kuramı ve ontoloji gibi dalları tam da bu nedenle önemlidir. Çünkü bir davranışın ne olduğunu bilmek başka, onun doğru veya yanlış olup olmadığını tartışmak başka, nihayetinde “bu davranışı gerçekleştiren ben kimim?” sorusunu sormak bambaşka bir meseledir.
31 Çekmek Ne Demektir?
Kavramın gündelik anlamı
“31 çekmek”, Türkiye’de yaygın biçimde erkek mastürbasyonu için kullanılan argo bir ifadedir. Mastürbasyon genel anlamıyla kişinin kendi cinsel organlarını veya bedenini cinsel haz ve çoğunlukla orgazm amacıyla uyarmasıdır.
Felsefi literatürde mastürbasyon, cinsel etkinlik kavramının ilginç sınır örneklerinden biridir. Çünkü ortada başka bir kişinin bedeni bulunmaz; buna rağmen cinsel arzu, haz, imgelem ve bedensel deneyim vardır. Çağdaş cinsellik felsefesi de mastürbasyonu cinsel etkinlik kapsamında değerlendirir.
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
+1
Dolayısıyla ilk soru şudur:
Bir eylemin cinsel olması için başka bir insanın bulunması gerekir mi?
Mastürbasyon bu soruya güçlü biçimde “hayır” cevabı verir.
Fakat bunun hemen ardından daha zor bir soru gelir: Eğer kişinin kendi bedeniyle gerçekleştirdiği bir eylemse, ahlaki değerlendirmeye neden ihtiyaç duyalım?
İşte burada etik devreye girer.
Etik Perspektif: 31 Çekmek Doğru mu, Yanlış mı?
Etik, en basit ifadeyle, nasıl yaşamamız ve nasıl davranmamız gerektiğini sorgulayan felsefe dalıdır.
Mastürbasyon konusunda tek bir felsefi hüküm yoktur. Çünkü farklı etik teorileri “iyi”, “kötü”, “özgürlük”, “haz”, “erdem” ve “zarar” kavramlarını farklı biçimlerde tanımlar.
Hazcılık açısından mastürbasyon
Hazcılık veya hedonizm, kabaca hazza olumlu, acıya ise olumsuz değer atfeden etik yaklaşımların genel adıdır.
Bu açıdan bakıldığında mastürbasyonun kendisi otomatik olarak ahlaki bir problem oluşturmaz. Eğer davranış:
kişiye haz veriyor,
başka bir kişiye zarar vermiyor,
özgür iradeyle gerçekleşiyor,
kişinin yaşamındaki diğer değerleri yıkıcı biçimde etkilemiyorsa,
haz üretmesi onun lehine bir gerekçe oluşturabilir.
Ancak burada klasik hazcılığın karşılaşacağı bir sorun vardır:
Her haz değerli midir?
Bir davranış kısa vadede haz veriyor diye uzun vadede iyi olmak zorunda değildir.
Bu noktada Aristoteles’in erdem etiği daha farklı bir soru sorardı.
Aristoteles ve ölçülülük
Aristoteles için iyi yaşam, tek tek hazların peşinden koşmaktan ziyade insanın karakterini geliştirmesiyle ilişkilidir.
Buradan mastürbasyona doğrudan “doğru” veya “yanlış” hükmü çıkarmak mümkün değildir. Fakat Aristotelesçi bir yaklaşım şu soruyu sorabilir:
Bu davranış kişinin arzılarıyla ilişkisini nasıl şekillendiriyor?
Bir insan arzusunu yönetebiliyor mu, yoksa arzu tarafından mı yönetiliyor?
Bu ayrım önemlidir.
Örneğin kişinin cinsel arzusunu bastırmadan fakat onu hayatının merkezine de yerleştirmeden yaşayabilmesi, Aristoteles’in ölçülülük anlayışıyla daha uyumlu yorumlanabilir.
Sorun mastürbasyonun varlığından çok, insanın arzularıyla kurduğu ilişkinin niteliğine dönüşür.
Stoacılar ne sorardı?
Stoacı düşüncede özgürlük, dış koşulları kontrol etmekten çok kişinin kendi tutkuları ve yargıları üzerindeki hâkimiyetiyle ilişkilidir.
Buradan modern bir soru üretilebilir:
Bir insan istediği zaman mastürbasyon yapabildiği için mi özgürdür, yoksa istemediği zaman yapmayabildiği için mi?
İkinci ihtimal oldukça düşündürücüdür.
Çünkü özgürlük yalnızca “yapabilmek” değildir. Bazen özgürlük, yapılabilecek bir şeyi yapmamayı da seçebilmektir.
Bu nedenle mesele “31 çekmek özgür müdür?” sorusundan ziyade “kişinin davranışı üzerinde ne ölçüde bilinçli bir kontrolü vardır?” sorusuna dönüşür.
Kant: İnsan Kendisini Araç Haline Getirebilir mi?
Kant’ın yaklaşımı meseleyi daha karmaşık hale getirir.
Kant’ın cinsel arzu konusundaki düşünceleri oldukça katıdır. Cinsel arzunun insanları birbirini araç olarak görmeye sürükleyebileceğinden endişe eder. Çağdaş felsefe literatüründe Kant’ın bu yaklaşımı özellikle cinsel nesneleştirme tartışmalarının önemli kaynaklarından biri olarak değerlendirilir.
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
Burada ilginç bir problem ortaya çıkar:
Başkasını nesneleştirmek anlaşılabilir bir etik problemse, insanın kendisini nesneleştirmesi de mümkün müdür?
Kantçı açıdan sorun yalnızca başka birinin bedenine nasıl davrandığımız değildir. Kendi insanlığımıza nasıl davrandığımız da önemlidir.
Mastürbasyon bu açıdan kişinin kendi bedenini yalnızca haz üretme aracına indirgediği bir eylem olarak yorumlanabilir.
Fakat çağdaş düşünce burada Kant’a önemli bir itiraz yöneltir: İnsan bedeninden haz almak ile insanı “yalnızca araç” olarak görmek aynı şey midir?
Bir insan müzik dinlerken bedeninden hoşnutluk duyabilir. Yemek yerken haz alabilir. Dinlenirken bedensel rahatlama yaşayabilir.
O halde bedeni haz kaynağı olarak görmek ile kişiyi salt haz aracına indirgemek arasında nasıl bir ayrım yapılmalıdır?
Bu soru hâlâ canlıdır.
Foucault: Arzuya Kim Anlam Veriyor?
Michel Foucault’nun yaklaşımı meseleyi bireysel ahlakın ötesine taşır.
Foucault için cinsellik yalnızca biyolojik bir dürtüler bütünü değildir. Toplumlar cinsellik hakkında konuşma biçimleri, normlar, kurumlar, tıbbi sınıflandırmalar ve itiraf pratikleri aracılığıyla bireylerin kendilerini nasıl anlamlandırdıklarını da şekillendirir. Foucault’nun özellikle son dönem çalışmalarında cinsellik, “kendilikle ilişki” ve kendine özen gösterme biçimleriyle birlikte ele alınır.
Uyuşmazlık Felsefesi Ansiklopedisi
+1
Bu açıdan “31 çekmek” yalnızca biyolojik bir eylem değildir.
Kelimenin kendisi bile toplumsal bir tarihin parçasıdır.
“31” ifadesinin argo ve mahrem bir çağrışım taşıması, davranışın kendisiyle ona verilen toplumsal isim arasında bir mesafe bulunduğunu gösterir.
Foucault’nun perspektifinden şu sorular ortaya çıkar:
Arzumuz gerçekten ne kadar bize ait?
Bir insan cinsel arzuyu deneyimlerken yalnızca biyolojisinin ürünü değildir.
Pornografi, sosyal medya, reklamlar, beden standartları, toplumsal cinsiyet rolleri, popüler kültür ve kişisel deneyimler arzunun biçimini etkileyebilir.
Burada önemli bir ayrım ortaya çıkar:
Arzuya sahip olmak ile arzunun nasıl biçimlendiğini bilmek aynı şey değildir.
İnsan bazen kendi isteği sandığı şeyin nereden geldiğini bilmiyor olabilir.
Bu bizi doğrudan bilgi kuramına götürür.
Bilgi Kuramı Perspektifi: İnsan Kendi Arzusunu Ne Kadar Biliyor?
Epistemoloji, yani bilgi kuramı, “Neyi biliyoruz?”, “Nasıl biliyoruz?” ve “İnançlarımız ne zaman gerekçelendirilmiş sayılır?” sorularını inceler.
Mastürbasyon üzerine konuşurken epistemolojik sorun şaşırtıcı derecede büyüktür.
Bir insan “Bunu istediğimi biliyorum” dediğinde gerçekten neyi biliyor?
Cinsel arzu bedensel bir his olabilir. Ama aynı zamanda zihinsel bir yorum, alışkanlık veya öğrenilmiş bir davranış biçimi de olabilir.
Haz ile arzu aynı şey değildir
Çağdaş cinsellik felsefesinde cinsel arzunun ne olduğu konusunda farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Bazı teoriler arzuyu bedensel haz isteği üzerinden açıklarken, diğerleri arzunun niyet, anlam ve zihinsel yönelim içerdiğini savunur.
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
Bu ayrım önemlidir.
Çünkü:
Haz almak, o davranışı gerçekten istemek anlamına gelir mi?
Ya da:
Bir şeyi istemek, ondan haz almayı gerektirir mi?
Bu iki soru aynı değildir.
Örneğin bir kişi alışkanlık nedeniyle mastürbasyon yapabilir fakat sonrasında bunun kendisine beklediği mutluluğu vermediğini fark edebilir.
Başka bir kişi ise uzun süre cinsel arzu hissetmesine rağmen bunu gerçekleştirmeyebilir.
Dolayısıyla “31 çekmek” ile “cinsel arzu” arasında birebir bir özdeşlik kurmak felsefi açıdan yetersiz kalır.
Bilgi problemi olarak pornografi
Modern çağda mastürbasyon tartışmasını pornografiden tamamen ayırmak da güçleşmiştir.
İnternet, cinsel imgelerin erişilebilirliğini olağanüstü ölçüde artırmıştır. Bu durum yeni epistemolojik sorular doğurur:
Gördüğümüz şey gerçek bir cinsel ilişkiyi ne ölçüde temsil eder?
Fantezi ile gerçeklik arasındaki sınır nerede başlar?
Dijital görüntüler arzularımızı yalnızca karşılıyor mu, yoksa onları şekillendiriyor mu?
Bir görüntünün çok sık karşımıza çıkması onu “normal” hale mi getiriyor?
Algoritmalar tercihlerimizi mi izliyor, yoksa tercihlerimizi mi üretiyor?
Bu sorular yalnızca pornografi hakkında değildir.
Bunlar aynı zamanda insanın kendi zihni üzerindeki epistemik egemenliği hakkındadır.
Ontoloji Perspektifi: “Ben” Kimim?
Ontoloji, varlığın ne olduğunu araştırır.
Bu başlık ilk bakışta mastürbasyonla ilgisiz görünebilir. Oysa tam tersine, konu ontolojik açıdan son derece ilginçtir.
Çünkü mastürbasyon sırasında “ben” dediğimiz şey nedir?
Beden mi?
Zihin mi?
Arzu mu?
Hafıza mı?
Beden ile zihnin birlikte oluşturduğu bir özne mi?
Descartes’tan beden problemine
Descartes’ın düşüncesi, modern felsefede zihin-beden ayrımının en etkili biçimlerinden birini ortaya koyar.
Fakat cinsel haz bu ayrımı zorlar.
Çünkü burada “zihin” ile “beden” birbirinden kolayca ayrılamaz.
Bedensel bir uyarılma zihinsel imgelerle birleşebilir. Zihinsel bir fantezi bedensel tepki yaratabilir. Bedensel deneyim ise kişinin kendisi hakkındaki düşüncelerini değiştirebilir.
Bu nedenle mastürbasyon, basitçe “bedenin yaptığı bir şey” olarak tanımlanamaz.
İnsan burada aynı anda hem beden, hem deneyimleyen özne, hem arzulayan varlık, hem de kendi davranışını gözlemleyen bilinç olabilir.
Fenomenoloji: Haz Nasıl Bir Deneyimdir?
Fenomenoloji, deneyimin kişinin bilincinde nasıl göründüğünü incelemeye çalışır.
Bu perspektiften “31 çekmenin anlamı nedir?” sorusu değişir.
Artık soru:
“Bu eylem doğru mu?”
değil,
“Bu deneyim özneye nasıl görünüyor?”
olur.
Haz yalnızca biyolojik bir sinyal değildir. Zaman algısını, bedensel farkındalığı ve kişinin kendisiyle ilişkisini değiştirebilir.
Üstelik aynı fiziksel eylem farklı insanlar için tamamen farklı anlamlar taşıyabilir.
Bir kişi için rahatlama olabilir.
Başka biri için yalnızlıkla baş etme yöntemi olabilir.
Bir başkası için alışkanlık olabilir.
Başka bir kişi için merak, fantezi veya bedensel keşif olabilir.
Dolayısıyla aynı davranışın tek bir psikolojik anlamı olduğunu varsaymak doğru değildir.
Varoluşçuluk: Özgürlük mü, Kaçış mı?
Varoluşçu felsefe burada oldukça güçlü bir soru sorar:
Bir davranışı seçiyor muyum, yoksa davranış beni mi seçiyor?
Sartre’ın özgürlük anlayışı, insanı kendi seçimleriyle karşı karşıya bırakır. Bu düşünceyi mastürbasyon meselesine uyguladığımızda oldukça rahatsız edici bir alan açılır.
Kişi “canım istedi” dediğinde mesele bitmez.
Çünkü “canım neden istedi?” sorusu hâlâ oradadır.
Belki yalnızlık.
Belki stres.
Belki sıkıntı.
Belki alışkanlık.
Belki gerçek anlamda cinsel arzu.
Belki bunların hepsi.
Buradaki mesele mastürbasyonu otomatik biçimde kötü ilan etmek değildir. Tam tersine, davranışı ahlaki bir günah kategorisine sıkıştırmadan kişinin kendi davranışıyla ilişkisini sorgulamaktır.
Kendini tanımak, her arzunu gerçekleştirmek midir; yoksa arzularının kaynağını sorgulayabilmek midir?
Etik İkilemler: Ne Zaman Sorun Haline Gelir?
Mastürbasyonun varlığından çok, onun kişinin yaşamındaki işlevi etik değerlendirme açısından daha önemli olabilir.
Örneğin şu durumlar farklı sorular ortaya çıkarabilir:
Davranış kişinin özgür iradesiyle mi gerçekleşiyor?
Günlük sorumlulukların sürekli ertelenmesine yol açıyor mu?
Kişinin kendi değerleriyle çatışıyor mu?
Yoğun suçluluk veya utanç duygusuyla birlikte mi yaşanıyor?
Başka insanlara yönelik rıza ve mahremiyet sınırlarını ihlal eden davranışlarla birleşiyor mu?
Pornografik içerik tüketimi başkalarının sömürülmesi veya rıza sorunlarıyla bağlantılı mı?
Kişi davranışı gerçekten seçiyor mu, yoksa yalnızca otomatik bir alışkanlığı mı sürdürüyor?
Burada önemli olan bir davranışı dışarıdan ahlaki olarak damgalamak değil, eylemin kişinin özerkliği, ilişkileri ve iyi yaşam anlayışı içindeki yerini sorgulamaktır.
Çağdaş cinsellik felsefesinde de salt rızanın yeterli olup olmadığı, cinsel davranışların yalnızca “izin verilebilir” veya “yasak” kategorileriyle mi değerlendirilmesi gerektiği ve nesneleştirmenin nasıl anlaşılacağı tartışılmaktadır.
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
Bu nedenle “31 çekmek günah mı, ayıp mı, normal mi?” gibi tek cümlelik sorular felsefi açıdan yetersiz kalabilir.
Daha derin soru şudur:
İnsanın kendi cinselliğiyle kurduğu ilişkinin iyi, özgür ve bilinçli olduğunu hangi ölçütlerle anlayabiliriz?
Günümüz Dünyasında 31 Çekmek: Algoritmalar Çağında Arzu
Bugün mastürbasyonun anlamı, geçmiş dönemlerden farklı bir teknolojik çevre içinde oluşuyor.
Eskiden cinsel fantezi kişinin zihinsel dünyasında, sınırlı görsel materyallerde veya kişisel deneyimlerde şekillenebilirken günümüzde algoritmalar arzu ekonomisinin içine girmiş durumda.
Bir kullanıcı bir içeriğe bakıyor.
Algoritma bunu kaydediyor.
Benzer içerikler gösteriliyor.
Kullanıcı daha fazla tüketiyor.
Sistem daha fazla içerik öneriyor.
Bu döngü yalnızca tüketim davranışını değil, kişinin neyi çekici bulduğunu da etkileyebilir.
Burada çağdaş bir felsefi model düşünülebilir:
“Arzu geri-besleme döngüsü”
Basitleştirilmiş biçimde:
Arzu → içerik → haz → tekrar → alışkanlık → yeni arzu
Bu model insanın tamamen algoritmalar tarafından kontrol edildiğini iddia etmez.
Fakat insan arzularının dijital çevreden bağımsız olduğunu varsaymanın da fazla basit olabileceğini gösterir.
Foucault’nun iktidar ve özneleşme tartışmaları burada güncel bir yorum alanı açar: İnsan yalnızca kendisini ifade eden bir özne değildir; içinde bulunduğu bilgi, norm ve söylem ortamları aracılığıyla kendisini belirli biçimlerde kurar.
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
Dolayısıyla modern insan için soru artık yalnızca “Neyi arzuluyorum?” değildir.
“Arzumu kim şekillendiriyor?”
Utanç, Suçluluk ve Kendilik İlişkisi
Bu konuyu yalnızca teorik bir problem olarak ele almak insan deneyiminin önemli bir tarafını kaçırır.
Cinsellik çoğu zaman utançla, mahremiyetle, merakla ve bazen de suçluluk duygusuyla birlikte yaşanır.
Bir insan davranışın kendisinden ziyade, davranıştan sonra kendisi hakkında düşündükleri nedeniyle acı çekebilir.
“Bunu neden yaptım?”
“Bende bir sorun mu var?”
“Kontrolümü kaybediyor muyum?”
“Bunu istemem normal mi?”
Bu soruların her biri farklıdır.
Ve bazen en ağır yük, davranıştan çok kişinin kendisini yargılamasıdır.
Burada felsefenin görevi insanı suçlamak değil, yargının hangi varsayımlardan doğduğunu görünür hale getirmektir.
Bir davranışın yanlış olduğuna inanıyorsak neden yanlış olduğuna bakmamız gerekir.
Bir davranışın tamamen zararsız olduğunu düşünüyorsak bunun gerekçesini de sorgulamalıyız.
Felsefi düşünce, kolay cevapların konforunu bozduğu ölçüde değerlidir.
31 Çekmenin Anlamı Nedir?
Sonuçta “31 çekmek” yalnızca argo bir ifade veya fizyolojik bir davranış olarak görülebilir.
Fakat felsefi açıdan baktığımızda aynı eylem çok daha geniş bir haritanın içine yerleşir.
Etik bize şunu sorar:
Bu davranış iyi bir yaşamla nasıl ilişkilidir?
Bilgi kuramı şunu sorar:
Kendi arzularımız ve motivasyonlarımız hakkında ne kadar güvenilir bilgiye sahibiz?
Ontoloji ise daha derine iner:
Arzulayan, haz alan ve kendi bedenini deneyimleyen “ben” tam olarak nedir?
Aristoteles bize arzularımızın karakterimizi nasıl şekillendirdiğini düşündürürken, Kant insanı araçsallaştırma sorununu gündeme getirir. Stoacılar özgürlük ile tutkular üzerindeki hâkimiyet arasındaki ilişkiyi düşündürür. Foucault ise arzularımızın ve kendilik anlayışımızın toplumsal iktidar, söylem ve özneleşme süreçlerinden bağımsız olmadığını gösterir. Çağdaş cinsellik felsefesi de bütün bu tartışmaları rıza, nesneleştirme, haz, özerklik, teknoloji ve cinsel özgürlük meseleleriyle yeniden ele almaktadır.
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
+2
Uyuşmazlık Felsefesi Ansiklopedisi
+2
Belki de bu nedenle “31 çekmenin anlamı nedir?” sorusunun tek bir cevabı yoktur.
Bazen bir bedensel ihtiyaçtır.
Bazen hazdır.
Bazen alışkanlıktır.
Bazen yalnızlığa eşlik eder.
Bazen kişinin kendi bedeniyle kurduğu mahrem ilişkinin bir parçasıdır.
Bazen ise insanın kendi arzuları hakkında ne kadar az şey bildiğini fark etmesine neden olan küçük bir ayna haline gelir.
Ve belki felsefi açıdan en ilginç nokta tam da budur:
İnsan kendi bedenine en yakın olduğu anda bile kendisine tamamen şeffaf olmayabilir.
Kendimizi tanıdığımızı düşünürüz; fakat arzularımızın nereden geldiğini, hangi alışkanlıklarla biçimlendiğini ve hangi noktada seçimin otomatik davranışa dönüştüğünü her zaman bilemeyiz.
O halde son soru belki “31 çekmek doğru mu, yanlış mı?” değildir.
Daha zor ve daha insani soru şudur:
Kendi arzularımızla karşılaştığımızda gerçekten özgür olduğumuzu nasıl anlayabiliriz?
Ve daha da derinde:
Bedenimizi, hazlarımızı ve arzularımızı anlamaya çalışırken aslında kendimiz hakkında hangi gerçeğin peşindeyiz?
Stanford Felsefe Ansiklopedisi