Boşanınca Oturulan Ev Kime Kalır?
Bazen hayatın en önemli soruları, küçük ama içimizi kemiren meselelerden çıkar. Mesela, bir sabah, kaybolmuş hayallerin ve kırılmış umutların arasında, kendime şu soruyu sordum: Boşanınca oturulan ev kime kalır?
Bununla ilgili milyonlarca cevap olabilir, ama bana her şeyin temeline inip, gözlerimden süzülen yaşlarla hatırladığım o anı anlatmak istiyorum. İnsanın kalbi, bazen en sıradan şeylerde bile derin bir anlam bulur. O ev, bir zamanlar mutluluğumuzun, hayallerimizin, kaygılarımızın ve büyüyen umutlarımızın olduğu yerdi. Şimdi ise bir yabancı gibi, adını bile doğru düzgün anamadığımız bir geçmişin yansıması.
O Ev: Bir Zamanlar Bizimdi
Ev dediğim, o ilk girdiğimizde kokusunu bile ezbere bildiğimiz, her köşesine umut serptiğimiz evdi. Hani, kaygılarımızın dışarıda kalıp, içeride sadece kahkahalarla dolu olduğu zamanlar vardı. O zamanlar, “Boşanınca oturulan ev kime kalır?” sorusu, çok uzak bir ihtimal gibi geliyordu. Çünkü her şey mükemmel, hayat da çok uzun görünüyordu. Benim için, o ev “bizim”di. Çünkü o evde, gülümsediğimiz her an, mutlu oldukça büyüyen hayaller vardı. O evde ben de büyüdüm, o evde büyüyen o kadar çok duygum vardı ki, kaybolmaktan korktum.
Ama bir gün, sessiz bir şekilde, ne olduğunu bile anlamadan tüm o hayaller kayboldu. Her şey bitti. “Boşanmak” denilen kelime, bir anda her şeyin içine yayıldı. O ev, sanki “bize ait” değilmiş gibi, her köşesinde bir yabancı varmış gibi hissettirdi. İçimde bir hıçkırık belirdi. Nereye gidiyoruz, ne oluyor? Sorular birbirini izledi. Ama o evin duvarları, yıllar sonra bile aynı sessizliğe büründü.
İçimde bir ses: “Ya gerçekten o ev kime kalır? Belki de senin, belki de onun. Ama bir şey değişmeyecek, o duvarlar hep yerinde duracak.”
O Anki Duygular: Hayal Kırıklığı ve Umut
İçimden gelen duygular o kadar karmaşıktı ki. Bir tarafta, o evi terk etmek, her köşesinden bir parça hatıra almak istemiyordum. O ev, çok fazlasını barındırıyordu. O evde, sevgiyle içilen her kahvenin, tüm gülüşlerin, o sessizce geçen gece sohbetlerinin sesi hâlâ vardı. Ama diğer taraftan da, artık her köşe, her anı, acı ve kayıp kokuyordu. İçimde büyük bir boşluk vardı, anlatması zor. Herhangi bir evin bana hitap etmediği, hiçbir yerin “ev” gibi hissettirmediği bir boşluk.
İç sesim: “Ama ya bu boşluğu doldurabilir miyim? Ya başka bir ev, başka bir yer olabilir mi?”
İçimdeki umutla kaybolan hayal kırıklığını aynı anda yaşadım. Hani bazı zamanlar vardır ya, bir şeyin kaybolmasını isterken, aslında o şeyin kaybolmasından duyduğun o korku seni deliye döndürür. İşte, tam olarak o anı yaşıyordum. Boşanmıştık, ama hâlâ o evde bir şeyler vardı. O evin artık kimseye ait olmaması bana acı veriyordu. Ama bir şekilde, bir gün, başka biri o evde huzur bulursa, belki de hayat ona da başka umutlar sunar.
İçimden: “Belki de, o evdeki her şeyin kaybolması gerekiyordur. Belki de sonunda, her şeyin bir nedeni vardır.”
Ev Kime Kalır?
O evi terk ederken, gerçekten kime kalacağıyla ilgili ne düşünebilirdim ki? Benim için, o ev hâlâ hatıralarla doluydu. Ama o evde yeni bir hayat başlayacaksa, belki de birine ait olmalıydı. Sonuçta, her şeyin bir yolu vardı. Hangi duvarın, hangi köşenin, hangi anın kime ait olduğuna karar vermek, sadece hayatın akışına bırakılmalıydı.
İçimdeki ses: “Belki de o ev, kime kalırsa kalsın, ona ait olmalı. Çünkü bazen hayatın içinde, kaybettiklerimiz de başkalarına yeni umutlar verir. Tıpkı benim kaybolan hayallerimin, belki bir başkasının yeni başlangıcına dönüşmesi gibi.”
Sonra Ne Oldu?
Zamanla her şey değişti. O evin boş kalan köşelerine, başka insanların adımları karıştı. Gidip gelirken o evin dışına bakıyorum. Artık içeri girmiyorum, hatıralar yeterli. Boşanmıştık ama o evin içinde hala çok şey vardı. İçimden bir şey diyor: “Boşanınca oturulan ev kime kalır? Bunu kimse bilemez. Ama ev, en sonunda senin gibi hissediyor. Her yerin içinde, kaybedilen umutlar olsa da, bir şekilde orada yeniden hayat buluyor.”
İçimdeki küçük bir umut ise hep diyor: “Bir gün belki, o ev başka birini sevebilir. Tıpkı benim gibi, bir zamanlar o evde büyüyen sevgiye sahip olacak birini.”
Ve belki de, bazen bir evin kime kalacağı değil, onun içinde ne kadar yaşam barındırdığı önemli.