Susuz yaşam mümkün mü?
Atbiktisadi olarak bu yazımızda “Susuz yaşam mümkün mü” konusunu masaya yatırıyoruz. Keyifli okumalar!
Bazı sorular var ki sabah 08.30’da otobüste ayakta giderken, camdan dışarı bakıp “ben nereye gidiyorum ya” hissiyle aynı ağırlıkta gelir insana. “Susuz yaşam mümkün mü?” de onlardan biri. İlk duyduğunda bilimsel bir tartışma gibi duruyor ama aslında günün ortasında içtiğin üçüncü kahveyi bitirip hâlâ su içmediğini fark ettiğin o anın ta kendisi.
Ben İzmir’de yaşayan 25 yaşında biriyim. Yazın asfaltın bile “ben artık eridim” dediği günlerde, su içmeyi unutmak gibi bir yeteneğim var. Bunu da gururla söylemiyorum bu arada, tamamen yanlışlıkla gelişmiş bir “yaşam becerisi hatası” diyebiliriz.
İç sesim sık sık devreye giriyor:
“Su iç.”
“Birazdan.”
“Ne birazdanı? Kuruyorsun.”
“Tamam tamam…”
Sonra üç saat geçiyor.
İnsan vücudu ve su: Basit ama ihmal edilen gerçek
Bilimsel olarak bakınca insan vücudunun büyük bir kısmı sudan oluşuyor. Ama bunu bilmek başka, uygulamak başka. Çünkü teoriyle pratik arasında genelde şu mesafe var: mutfakta su bardağı 2 metre ötede ama sen koltukta “şu videonun bitmesini bekliyorum” modundasın.
Susuzluk sadece fiziksel bir durum değil, aynı zamanda bir “ben niye buradayım” krizidir. Mesela uzun süre su içmeyince beyin şöyle yapıyor:
“Enerji düşük.”
“Odak yok.”
“Bir şey eksik ama ne?”
Cevap basit: Su.
Ama insan beyni bunu kabul etmek yerine önce şunları deniyor:
Kahve içeyim
Çay içeyim
Biraz da kola?
Yok yok kesin açlıktır bu
İzmir sıcağında susuzlukla mücadele
İzmir yazını bilen bilir. Hani “hava sıcak” diye tarif edersin ama aslında hava değil, atmosfer sana hafif sitem ediyor gibidir.
Geçen yaz Alsancak’ta yürürken bir arkadaşım dedi ki:
“Ben galiba eriyorum.”
Ben de gayet ciddi şekilde cevap verdim:
“Normal, İzmir seni moleküllerine ayırıyor.”
O an yanımızdan geçen biri bakıp “bunlar kesin susuz” dedi. Haklıydı.
Susuzluk, özellikle yazın, insanı dramatik bir karaktere dönüştürüyor. Mesela:
Gölgede yürüyen insan = hayatta kalma modu
Güneşe çıkan insan = boss fight başlamış
Su içen insan = kısa süreli Tanrı modu
Otobüste su dramı
İzmir otobüslerinde bir gerçek vardır: Klima ya vardır ya yoktur ya da sadece varmış gibi davranır.
Bir gün 502’de gidiyorum. Yanımda şişe su yok. Büyük hata.
İç ses:
“Su içmen gerekiyor.”
“Evet ama kalkmak zor.”
“Susuz kalıyorsun.”
“Tamam ama şu duraktan sonra…”
Tabii ki o durak hiç gelmiyor. Sonra bir anda hayata dair sorgulamalar başlıyor:
“Acaba insanlar neden su içmeyi unutuyor?”
“Ben neden böyleyim?”
“Susuz yaşam mümkün mü gerçekten yoksa ben mi deniyorum?”
Kafede su yerine kahve tuzağı
Bir kafeye gidiyorsun. Masaya oturuyorsun. Garson geliyor:
“Ne alırsınız?”
Ve sen:
“Bir filtre kahve.”
Su? Yok.
Garson zaten biliyor gibi bakıyor. Çünkü 25 yaşında İzmirli genç yetişkin prototipi olarak %80 kahve, %20 “ben su içecektim aslında” oranıyla yaşıyorum.
Kahve geliyor. İçiyorsun. Sonra bir 10 dakika sonra:
“Bir şey eksik…”
“Su.”
“Evet su.”
“Ama kalkmak zor…”
Ve döngü devam ediyor.
Susuzluk ve zihinsel performans: küçük ama sinsi etkiler
Susuzluk sadece “ağzım kurudu” meselesi değil. Daha sinsidir. Mesela:
Anahtarını nereye koyduğunu unutursun
Mesaj yazarken kelimeyi yarıda bırakırsın
Basit bir kararı 20 dakikada verirsin
Ben buna “mikro çöküşler” diyorum. Bilimsel değil ama hissiyat %100 doğru.
Geçen gün marketteyim. Kasada sıra var. Ben ne alacağımı unuttum.
İç ses:
“Sen yoğurt almaya gelmiştin.”
“Emin misin?”
“Evet.”
“Peki neden elinde cips var?”
“Çünkü susuzsun.”
Kasiyer bakıyor:
“Başka bir şey?”
Ben:
“…su.”
Susuz yaşam mümkün mü? sorusunun absürt tarafı
Bu soruyu biraz fazla ciddiye alınca iş değişiyor. Çünkü teknik olarak hayır, mümkün değil. Ama insan dediğin şey zaten çoğu zaman “mümkün değil ama deniyorum” canlısı.
Mesela telefon şarjı bitince nasıl panik oluyorsak, vücudun susuz kalması da aynı şey. Tek farkı telefon uyarı veriyor, vücut ise önce hafif sinirleniyor, sonra pasif agresifleşiyor, en son “artık konuşmuyorum seninle” moduna giriyor.
Ama biz ne yapıyoruz?
“Birazdan içerim”
“Şu işi bitireyim”
“Zaten çok susamadım”
Sonra bir bakıyorsun, gün bitmiş.
Arkadaş ortamında susuzluk muhabbeti
Arkadaşlarla oturuyoruz. Biri dedi ki:
“Ben bugün 2 litre su içtim.”
Herkes susuyor.
Ben:
“Ben kahve saydım mı onu bilmiyorum.”
Arkadaş:
“Kahve su sayılmaz.”
Ben:
“Bence ruhsal olarak sayılıyor.”
Gülüşmeler.
Ama içten içe herkes biliyor: kimse yeterince su içmiyor. Sadece bazıları bunu daha iyi gizliyor.
Grup sohbeti diyaloğu
— Su içtin mi?
— Unuttum.
— Nasıl unutuyorsun ya?
— Yoğunum.
— Ne yapıyorsun?
— Telefona bakıyorum.
— …
Sessizlik.
Bu sessizlikte hepimiz aynı gerçeği düşünüyoruz: su içmek aslında en kolay şey ama en çok ertelenen şey.
Günlük hayatta susuzlukla ince ince mücadele
Evdeyim. Buzdolabında su var. Ama bardak kirli.
İç ses:
“Yıka bardağı.”
“Üşeniyorum.”
“Susuz kalıyorsun.”
“Bir şey olmaz.”
Sonra klasik insan davranışı:
Telefonla 40 dakika uğraşıp hâlâ su içmemek.
Bazen düşünüyorum da, su içmek bile “motivasyon gerektiren görev” listesine girmiş durumda.
Susuzluk ve küçük varoluş krizleri
Susuzluk arttıkça insanın düşünceleri de dramatikleşiyor.
Mesela ben:
“Acaba eskiden insanlar suya bu kadar erişemeyince nasıl yaşıyordu?”
Sonra cevap:
“Muhtemelen daha az Instagram kullanıyorlardı.”
Bu düşünce bile susuzluğun zihne etkisini anlatmaya yeter.
Bir noktada beynim şöyle diyor:
“Su içmezsen ben çalışmam.”
Ve gerçekten çalışmıyor.
Gündelik kahramanlık: su içmeyi hatırlamak
İlginç olan şu: su içmek küçük bir eylem ama hatırlaması büyük olay.
Telefon alarm kuruyorsun:
“Su iç.”
Alarm çalıyor.
Bakıyorsun.
“Bir saniye.”
Ve o bir saniye 2 saat oluyor.
Ama bazen başarıyorum. O an kendimi küçük bir başarı anı gibi hissediyorum:
“Evet.”
“Bugün su içildi.”
“Hayat kontrol altında.”
Tabii bu his genelde 30 dakika sürüyor.
Finale doğru değil, bir sonraki bardak suya doğru
Susuz yaşam mümkün mü sorusunun cevabı aslında çok net ama insanın günlük hali çok daha karmaşık. Çünkü mesele sadece su içmek değil; hatırlamak, durmak, kendine küçük bir şey yapmak.
Ben İzmir’de yine bir günün ortasında oturuyorum. Dışarıda sıcak var, içeride klima yarım çalışıyor, kafamda düşünceler yarım tamamlanıyor.
İç ses:
“Su iç.”
Bu sefer kalkıyorum.
Bardak doluyor.
İçiyorum.
Ve o an sadece bir şey oluyor: dünya biraz daha katlanılır hale geliyor.
Değerli Atbiktisadi okurları, “Susuz yaşam mümkün mü” hakkındaki bu içeriğimizin sonuna ulaştınız. Umarız faydalı olmuştur!